BUNLAR OLSUN


Image Hosted by ImageShack.us



CBOX MESAJ
BAĞLANTILARIM

HAK YOLCULARI

Hak Yolunda Bağrı Yanık Yolcular.

8/12/2009, 12:43

Hak yolunda bağrı yanık yolcularız.Yollar ki, her zaman insanlarla doludur.Fakat insan her zaman yolcu değildir.

Bizim yolculuğumuz ebedi bir yolculuktur...Bizler ebedi yolcularız!...Önü, sonu olmayanın,bitmeyenin, tükenmeyenin,göçmeyenin,çökmeyenin yolundayız!...Hak yolunda bağrı yanık yolcularız...

Biz bu yolda cefayı sefa, mihneti nimet bilen insanlarız.Bu yol, çetin bir yoldur...Bu yol sürülerin aktığı, vasıtaların rüzgâr gibi gelip geçtiği asfalt yollardan değildir!...Bu yol kıldan ince kılıçtan keskindir.Öyle, her kişinin kârı değildir bu yolda yürümek...Er kişinin kârıdır, bizler er kişileriz...

Allah'a giden bütün yollar, şer kuvvetler, kötü niyetliler tarafından tutulmuş.Bunu biliyoruz.Şerirler, zorbalar,zalimler,türlü maskeler,türlü sıfatlarla karşımıza durmak, bizi can evimizden vurmak istiyorlar.İnkılap diyerek, yirminci asır diyerek,ilim diyerek,teknik diyerek vurmak istiyorlar...

Onlar ne derlerse desinler,biz durmayacağız...Yürüyeceğiz...

Bu yolda yürürken istiklalimizden,istikbalimizden,hürriyetimizden her şeyimizden olacakmışız!...Hapishanelere düşecekmişiz...Eyvallah!...Eyvallah!...Hepsine, hepsine razıyız!...Biz ölümü göze almış insanlarız!...Ölümden ötesi var mı?"Urganda ölüm, yorganda da..." diyoruz!...Biz bu yolun,delisi divanesi, bu işin hastasıyız...Biz hak yolunda bağrı yanık yolcularız...

Yıllardır ve yıllardır, bizden olmayanların yüzünden ağzımız yandı,yüreğimiz yandı,başımız yandı,tabanımız yandı..Yandık gittik kül olduk!...

Aslı olduk,Kerem olduk,sıtma olduk,verem olduk!...Yıllardır ve yıllardır, onlar yediler,biz baktık,onlar dediler biz dinledik!Onlar yaşadılar, biz inledik!...

Yıllardır yıllardır, din için,iman için,canımızı cananımızı,bütün varımızı verdik.Onlar suyun öte tarafından geldiler:"Bu vatanı biz kurtardık,bu milleti biz yarattık"dediler...Sustuk...Hakiki yaratıcıya sığındık.

Ne kadar öldürürlerse o kadar yarattık, ne kadar yıktılarsa o kadar yaptık,ne kadar batırdılarsa o kadar kurtardık dediler...

Biz hakiki kurtarıcıya sığındık.

Biz hep sustuk.Ağzımızda dilimiz var,demedik...Onlar nutuk çektiler!Biz dert çektik,çile çektik!İçlendik,dertlendik!Aslı olduk, Kerem olduk, verem olduk...Derdimizi kimseye dinletemedik!Meramımızı kimseye anlatamadık!..."Yemen" olduk,çimen olduk,"Kore" olduk,yara olduk,"Fizan"olduk,ozan olduk.

Ne milletmişiz, biz de bilemedik?!...

Biz bu sırra eremedik.İyi bir gün göremedik...İçin için ağladık,yanık yanık söyledik...Kederimize kaderimiz dedik...Sustuk!...

Fakat sabrın da bir sonu vardı.Artık konuşuyoruz.Konuşacağız.Susmayacağız.Garip ve dertli Anadolu'yu dile getireceğiz.Biz onun davasıyla davalandık,sevdasıyla sevdalandık.Biz ondan bir parçayız.Artık bu aziz vatanı, bu garip milleti soysuzlara, dinsizlere,imansızlara teslim edemeyiz...

Soygunculara,vurgunculara istismar ettirmeyiz!...

Azimliyiz,kararlıyız!...

"Hak yolunda Bağrı Yanık Yolcular"
OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ

yazan hakkı karasülük / Kategori: Tevhid Yolu
(yok) Yorumlar | Yazıyı gönder

Keramet.

8/12/2009, 12:21

Hace Bahaeddin Hazretleri, Buhara'nın köylerinden birinde Şeyh Hüsrev isimli bir zatın evine müsafir olmuştu. Gece evde otururlarken Şah-ı Nakşibend Hazretleri ev sahibine:

    — Git kapıya bak, bakalım orada bekleyen kimdir? Buyurdu. Şeyh Hüsrev, dışarı çıkıp baktığında köy halkından Yusuf isimli birisinin kapıda beklediğini görüp Hazreti Şeyhden içeri girip giremeyeceğini sordu. Yusuf'a içeri girmesi için izin verilmişti. Yusuf elinde bir tabak armut olduğu halde Hace Hazretlerinin huzuruna girdi ve elindeki armudu Üstazın önüne koydu. O mübarek ev sahibinden geniş bir tabak getirmesini istedi. Tabak getirilince de armutları geniş tabağın içine boşalttı. Daha sonra eliyle armudu karıştırıp birini çıkardı, armudu getiren adama verdi geri kalan armutları ise taksim etmelerini emir buyurarak «kimse elindeki armudu yemesin» dedi.

    Herkes birşeylerin olduğunu sezmişler neticeyi bekliyorlardı. Hace Hazretleri armudu getiren adama armutları nereden aldığını sordu. Adam da armudu aldığı yeri söyleyince Hace Hazretleri:

    — Getirdiğin armut üzerindeki şüphemiz nedendir bilir misin? Diye sordu. Adam anlatmaya başladı:

    — Efendim bana köyümüze veli bir zatın geldiğini söylediler. Ben de sizi imtihan etmek için bir kilo armut aldım, ve armutlardan birini işaretledim. Eğer veli bir kimse ise benim işaretlediğim armudu bulur diye düşünüyordum, dedi.

    Hace Hazretleri:

    — Bak öyleyse bakalım elindeki armut işaretlediğin armut mudur? Buyurunca adam birde baktı ki, hakikaten Hace Hazretlerinin kendisine verdiği armut yolda işaret yaptığı armuttur.

    — Evet efendim, dedi. Hace Hazretleri bunun üzerine:

    — Cenab-ı Allah'ın velilerini imtihan etmeye kalkışmak iyi bir insana yakışmaz. Biz ise armudu keramet göstermek için değil, senin bizden uzaklaşmaman için seçip sana verdik. Eğer biz bunu bilip sana vermeseydik sen bizim hakkımızda kötü düşünür ve çok zarara uğrardın, biz senin zarara uğramanı istemediğimiz için böyle yaptık, buyurdular.

    Yaptığı hatadan dolayı pişman olan adam, özür dileyerek kusurunun affını istedi ve ondan sonra müridan arasına o da katıldı

Semada Uçmak.

8/12/2009, 12:19

Hace Muhammed Bahaeddin, Hacca gitmek üzere yola çıkmıştı. Yolda Horasan'a varıp Hace Müeyyede'nin evine misafir oldu. Akşam yemeğine hazırlık yapılıyordu. Hazreti Şeyh:

    — Horasan'da bir Allah dostu var onu da akşam yemeğine kabul buyurur musunuz? Diye sordu. Hace Müeyyede:

    — Emir sizindir efendim, gelebilir, deyince biraz sonra Horasanlı derviş Hace hazretlerinin huzuruna uçarak geldi. Akşam yemeği yendi, namazdan sonra adam tekrar uçarak gözden kayboldu. Mürid biraz sonra tekrar uçarak yatsı namazına Hace Hazretlerinin huzuruna geldiğinde Şah-ı Nakşibend (K.S.):

    — Bu basit iştir. Allanın dostları indinde bu senin yaptığın işler muteber değildir. Cenab-ı Allah bazı kullarına o kadar esrar verir ki, bu sırlardan sadece birini halka gösterse halk mahvü perişan olur, buyurdu. Derviş: — Ben çok yer gezdim, öyle birisini bulamadım. On kere Beytullah'ı, on kere Ravza-i Mutahhareyi ziyaret ettim, fakat senin anlattığın evsafta bir kimseye rastlamadım, anlattığın sırlardan bir nebze olsun koklamak nasip olmadı, dedi.

    Hace Hazretleri:

    — Bana bir an teslim ol, nice sırları koklamak nasip olsun ve alemde öyle kimseler olup olmadığını o zaman anlarsın, buyurunca derviş teslim olup Üstazin huzuruna diz çöktü. Dizdize oturdular. Şah-ı Nakşibend Hazretleri şehadet parmağını dervişin dizine dokundurur dokundurmaz derviş kendinden geçip bayılıp düştü. Hatta nefesi dahi kesildi. Uzun müddet o hal üzere kaldı. Daha sonra Hace Hazretleri tekrar işaret parmağını alnına dokundurunca derviş, kendine gelip kalkıp oturdu. Derviş zamanın hakiki sahibinin kim olduğunu anlamıştı.

    — Cahillik ettim, hamlık yaptım. Sizin huzurunuzda böyle olmayacak sözler söylediğim için beni bağışlayın, diye yalvardıktan sonra; bu zamana kadar aradığıma yine sizin himmetinizle kavuştum. Şimdi sizden himmet buyurarak beni de müridliğe kabul etmenizi diliyorum, dedi.

    Şah Bahaeddin:

    — Bu tadı her zaman tadabilmeniz için Allah dostlarına hizmet etmeniz ve Allah'ın emirlerine mütabaat etmeniz lazımdır, buyurunca Derviş:

    — Her zaman sizin emrinizde olabilir, her hizmetinizi görebilirim. Müsaade ederseniz hizmetçiniz olarak sizinle hacca gideyim, dedi. Hazreti Şeyh:

    — Sen daha evvel on kere Beytullah'ı tavaf ettim dememiş miydin? diye sorduğunda O:

    — Evet! Gittim ama, şimdi sizin hizmetinizde gitmek isterim, dedi. Şah-ı Nakşibend Hazretleri onun bu isteğini kabul etmeyerek:

    — Sana hayırlı olan işi söyleyeyim; Sen doğru Herat'a git, o bize bağlılığına devam et ve rabıtana dikkat et, her zaman bu tadı tadacak ve Allah'ın veli kullarının himayesinde olacaksın, buyurdu.

    O Allah dostu, Şeyhin bu emrine hiçbir itirazda bulunmayıp doğruca Herat'a gitti ve yoluna devam etti.

Üstadların Kılıcı.

8/12/2009, 12:17

Esatiz-i Kiramdan Hace Nakşibend Hazretleri merkebine binmiş bir yere gidiyordu. O'nun yoldan geçtiğini gören bir mürid hürmeten ayağa kalkıp ta'zim etti. Hace Hazretleri:

    — Sen benim için ayağa kalkıyorsun ama, bu durumda benim de merkepten aşağı inmem lâzım. Halbuki benim şu anda merkepten inmeğe kudretim yetmez, buyurdu. Hacenin bu sözlerine derviş içerleyerek yakışmayacak sözler sarf etti. Hace Hazretleri hiç aldırış bile etmeyerek yoluna devam etti.

    Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra o dervişin fena şekilde hasta olduğu, mahv olup gideceği haberi müridler arasında yayıldı. Hatta bu "hadiseyi Hace Hazretleri bile duymuştu. Fakat hiç nasıldır gibilerden sormuyordu bile...

    Yine birgün bir yolculuğunda o dervişin evinin önünden geçiyordu. Hazreti Üstazın geldiğini gören bir kişi hasta olan dervişin evinden dışarı çıkıp tazim gösterdi. Hace Hazretleri hastanın durumunu sorunca adam:

    — Efendim hali çok fena, teşrifinizi bekliyor. Hatasını anladı ve affınızı istirham ediyor, dedi. Hace Hazretleri hiç küskünlük göstermezdi. Hemen eve girip «nasılsın» diye sordu. Derviş:

    — Efendim büyük terbiyesizlik yaptım, edepsizlik ederek sizin kalbinizi kırdım. Ne olur beni af buyurun, diye yalvarmaya başlayınca Hace Bahaeddin-i Nakşibend:

    — Korkma! Allah şifa ihsan edecek. O zaman kırılan kalbimiz şimdi tertemiz, buyurarak dervişi teselli etti. Daha sonra şu kıymetli incilerini dile getirdi:

    — İyi bilesiniz ki, üstazların kılıcı her zaman yalındır, kılıfında değildir. Halk bilerek veya bilmeyerek kendisi o kılıca vurur, yoksa mürşitler hiç kimseye kılıç vurmazlar.


Online Kişi Sayacı
Alabama Jones Act Injuries
islam siteler birliği Toplist , Topsites , Siteler , islami siteler , Topislamic , islamic , islamic sites , islami topliste , Topsite , Topsites , islam , islami

BLOGCUYA UYARLAMA